Girişimciler için Kısa Kısa Vergiler

Girişimciler İçin Kısa Kısa Vergiler

İlk şirketimi kurduğum zaman üniversitede öğrenciydim, bir hevesle yaptığım işler için artık kurumsallaşmam gerektiğine inandım. Daha sonrasında bir çok gerçekle tanışmak durumunda kaldım, bağkur, vergiler, muhasebe vs. gibi. Vergi benim için yalnızca bir kelimeden ibaretti fakat işin içerisine girince stopaj, kdv, kurumlar, damga, mtv. Yeni başlayan arkadaşlarında benzer süreçlerden geçeceğini düşünerek bildiğim kadarıyla vergilerden biraz bahsetmek istiyorum.

Katma Değer Vergisi (KDV)

En sık kullanılan vergi türü. Genellikle KDV oranı %18’dir. Verilen hizmetlere ve ürünlere göre %8, %1 gibi rakamlarda verilebilir. Bu rakam şirket kasanıza girdiği zaman doğrudan devlet için kenara ayırmanız bir meblâ olarak görebilirsiniz. Hesaplarınızı buna göre yapmanız doğru olacaktır. Her kestiğiniz fatura için KDV kesmeniz gerekmektedir. KDV’siz olarak fatura kesilen veya %0 KDV olarak kesilebilen özel durumlar olabilir. Örneğin yurtdışına keseceğiniz bazı faturalar bu istisna kapsamında yer alabilir. Bunun için 3 şart aranmakta;

  1. Fatura kestiğiniz firma yurtdışı firması olması gerekir,
  2. Fatura kestiğiniz tutar yabancı para biriminde olmalı ve ödeme size döviz cinsinden gelmeli,
  3. Verdiğiniz hizmet veya ürün tamamen yurtdışına hitap etmeli.

Bu 3 şartı sağladığınız takdirde %0 olarak KDV kesebilirsiniz. Tabiki bu konuyu muhasebeciniz ile görüşüp onayını almanızı öneririm. Yurtdışı vergileri KDV2 olarak geçer ve ayrı olarak hesaplanır. Aylık olarak verilen bir vergidir.

Damga Vergisi

Yapılacak olan sözleşmelerden alınan vergi türüdür. Yapacağınız sözleşme tutarına göre bu rakam değişecektir. Ayrıntılı bir listesini https://tr.wikipedia.org/wiki/Damga_vergisi adresinden bulabilirsiniz. Bu vergi türünü çokça duyarız fakat diğerlerine nazaran daha seyrek ödenen bir vergi türüdür. Vergi hesaplamalarında her ay belli bir miktarda damga vergisi ödersiniz. Haliyle o ay verginiz çıkmamışsa bile damga vergisini ödersiniz.

Kurumlar Vergisi

Kurumun kazancı üzerinden alınan vergiye denir. Oranı %20’dir. Kazancınızın %20’sini Kurumlar Vergisi olarak verirsiniz.

Geçici Vergi

Gelir ve kurumlar vergisi ödeyenlerin vergilendirme dönemlerinin gelir ve kurumlar vergisine mahsuben üçer aylık kazançları baz alınarak hesaplanıp ödenen peşin vergi çeşididir.

Gelir Vergisi

Kurumsallaşmamış kişilerin ödediği vergi türüdür. Oranı %15 ile %35 arasında değişmektedir. Yani şahıs olarak kazandığınız rakam üzerinden bu vergiyi ödersiniz. Yılda bir mart ayında verilir.

Muhtasar

Ödemeniz gereken vergiler için verdiğiniz beyanname türüdür. İş yeri kirası ve elemanlar için yaptığınız için brüt tutar üzerinden kesmiş olduğunuz vergi muhtasar ile beyan edilir. 3 ayda bir ödenir, kiranın yaklaşık %25 tutarında bir ödeme yaparsınız. Eleman giderleri için ise brüt maaş ile net maaş arasındaki tutar kadarını ödersiniz.

Stopaj

İş yaptığınız kişi firma değilse Serbest Meslek Makbuzu veya Gider pusulası kullanarak çalışabilirsiniz. Bu durumda firma sizi muhattap olarak alır ve ödemeyi yaparken kesinti yapmanızı ve bunu stopaj olarak istemenizi ister.

Soru İşaretleriYazınca bile insanın içine bir daralma geliyor değil mi? 🙂 Bir kaç tanede soru cevap yapalım.

Vergi Borcunu Ödemezsem Ne Olur?

Vergi ödemelerinin zamanı vardır. Bu zamanı geciktirdiğiniz zaman gecikme faizi ile ödeme yaparsanız. Eğer arka arkaya bir kaç ay ödemediğiniz takdirde banka hesaplarınıza ehaciz işlemi konulabilir. Bu tarz durumlarda vergi borcunuzu ödeyip hacizinizi kaldırmanız gerekir. Eğer rakam ödeyemeyeceğiniz kadar yüksekse vergi dairesine gidip taksitlendirme yaparak ödeme yapabilirsiniz. KDV bu taksitlendirme kapsamına girmez. Bu nedenle KDV’leri her şekilde zamanında ödemeniz gerekir. Ödeme gerçekleştirdikten sonra haciz kalkacaktır.

Vergi Levhasını Asmak Zorunda mıyım?

Eskiden böyle bir zorunluluk vardı fakat 2011 yılından beri böyle bir zorunluluk bulunmuyor. Artık vergi levhanızı almak için vergi dairesine de gitmenize gerek yok. Doğrudan internet vergi dairesi hesabınızdan vergi levhanızı alabiliyorsunuz.

Google Adsense Gibi Reklam Gelirlerinden Vergi Ödemem Gerekir mi?

Devlet için Google Adsense veya başka bir firma olması önemli değil. Şayet bir gelir elde ediyorsanız bunun vergisini ödemeniz gerekmektedir. Google Adsense parayı TL cinsinden gönderdiği için ve muhtemelen hedef kitleniz Türkiye olacağı için aldığınız paranın içerisinden %18 KDV dahil olarak faturalandırıp vergisini ödemeniz gerekir. Örneğin 118TL’lik bir ödeme aldığınız zaman bunun %18’i KDV’dir, şayet başka giderleriniz yoksa 100TL kâr edeceğiniz için %20’de gelir vergisi ödemeniz gerekir.

Yurtdışı Harcamalarım İçin Vergi Öder miyim?

Örneğin adwords ve facebook harcamalarınız için firma merkezi olan ülke vergi almak isteyecektir fakat Türkiye’de vergi almak isteyecektir. Bu faturalar için stopaj ödenir. Fakat bazı ülkelerle “Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşması” imzalanmıştır. Şayet böyle bir anlaşma varsa o anlaşma üzerinden stopaj ödenir, yoksa Türkiye’deki kanunlara göre stopaj ödenecektir. Konuyla ilgili muhasebeciniz ile görüşüp daha ayrıntılı bilgi almanızı tavsiye ederim.

Hangi Harcamaları Vergiden Düşebilirim?

Kısaca şirket için yaptığınız bir çok harcamayı vergilerinizden düşebilirsiniz. Yemek giderleri, iş seyahatleri, şirket taşıtları, şirket için yapılan iletişim (şirket hatları, internet vs.), iş giysileri, almış olduğunuz hizmetler, reklam harcamaları.

Hangi Durumlarda Vergi Avantajı Sağlarım?

Teknokentler teknoloji ve inovasyon ile ilgilenen şirketler için vergi avantajları sağlamakta. Buralarda KDV, gelirler vergisi ve kurumlar vergisi için çeşitli avantajlar sağlar. Fakat buraların kirası yüksek olduğu için belirli bir cironun altında kaldığınız zaman bu avantajlar kira giderlerini karşılamaya yetmeyebilir veya kirası nispeten daha düşük olan teknokentlerde yer alabilirsiniz. Bu konuyla ilgili eleman giderleri ve SGK primi gibi avantajlar olacağı için büyüyen firmalar için doğru bir tercih olabilir.

Evden Çalışıyorum Vergi Ödemem Gerekir mi?

Bu konu için “Esnaf Muaflığı” konusunu araştırmanızı öneririm. Hangi durumlarda vergi ödemeniz gerektiğini net bir şekilde anlatan bir çok sayfa bulunmakta. “Freelancer” olarak çalışıyorsanız “Serbest Makbuzu” kesmeniz gerekir büyük ihtimalle.

Şirket Kurarken Yaptığım Harcamaları Vergiden Düşebilir miyim?

Şirket kurulurken yaptığınız harcamaları ortaklar adına faturalandırırsanız şirket kurulduktan sonra kuruluş masrafı olarak vergiden düşebilirsiniz. Biz ilk şirketimizi kurarken henüz şirket olmadığı için yaptığımız harcamaların faturalarını saklamamıştık. İlk vergimiz büyük sürpriz olmuştu bunun için 😉

Vergi konusu önemli bir konu bunun için bilgili bir muhasebeci ile çalışmanız faydalı olacaktır. Bu nedenle muhasebe seçimi oldukça önemli.

Dipnot: Bu yazı “Çay Kahve İnsan” videosundan sonra hız kazandı. Aşağıda videoyu bulabilirsiniz.

Posted in Girişimcilik | Etiketler , , , , , , , , , | 5 Responses

Bu olağanüstü durumdan sonra ne yapmalıyız?

Bu olağanüstü durumdan sonra ne yapmalıyız?Biz darbeleri kitaplardan okuyup, televizyondan izledik, ailelerimizden dinledik. Her ne kadar darbe görmemiş olsak bile yıllarca darbenin etkilerini olumsuz bir şekilde hissettik. 15 Temmuz 2016’da ise bir darbe girişimi (kalkışma?) oldu. Bununla alakalı olarak çok yorum yapma gereği duymuyorum. Sadece kendime çıkardığım bazı şeyleri paylaşmak, geleceğe doğru bir adım atmak istiyorum.

1945 yılında Japonya’nın Hiroşima bölgesine atom bombaları atıldı (1). Yaklaşık olarak 140.000 kişi öldü. Daha sonrasında ise atom bombasına bağlı hastalıklardan yaklaşık 400.000 kişinin öldüğü tahmin edilir. Kişi başına düşen gelir 1946: $17, 1950: $132, 1953-1954: $190, 1956: $229, 1957: $253’dır (2). 2011 yılında bu rakam 45.774$’dır, kıyaslama açısından Türkiye’de bu rakam 10.576$ (3). Daha sonrasında Dodge Planı’nı uygulamaya başladılar (4). Bu plan temel olarak harcamalar kısılması, tasarrufun özendirilmesi, harcamaların verimli kaynaklara aktarılması ve firmaların büyümesinin sağlanması üzerineydi. Bu dönemde çalışan işçiler kendilerini çalışan değil, aile üyesi sayarlar. Alınan önlemler ve çalışmalarla birlikte Japonya bugün dünyanın en güçlü ekonomileri arasında yer almakta.

Çin’e ve Güney Kore’ye baktığımızda ise büyük ürünlerin taklitlerini yapan, fason üretim yapan ülkelerden, dev markalar çıkaran ülkelere dönüşmeye başladılar. Bu gelişmeleri incelerken özellikle tersine mühendislik (5) kavramının ayrıntılı incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Özetle bir cihazın veya mekanizmanın parçalara ayrılarak çalışma mantığının çözülmesi ve yeniden yapılması. Çin’deki firmaların büyük çoğunlukla yaptığı buydu. İlk başta olduğu gibi kopyaladılar, daha sonrasında ise yeni özellikler eklemeye başladılar, şimdi ise yenilikçi ürünler ortaya koyuyorlar.

Listelist, Utku Kaynar’ın hazırladığı çalışmalardan bir derleme yapmış; “Türkiye Hakkında Haberlere Pek Yansımayan Çarpıcı İstatistikler” (6). Bu yazıdan bazı bilgileri buraya aktarayım. Türkiye’nin 31.2 milyonu genç (30 yaş altı), 76.6 milyon toplam nüfusu var, işsizlik oranı %9, gençlerin işsizlik oranı %17,5, Internet abone sayısı 32 milyon, üniversite mezunu oranı %12, yabancı dil bilen sayısı %9, ev bütçesinden eğitime ortalama %2 harcanıyor. 65 OECD ülkesi arasında matematikte 44, fen bilgisinde 43, okuduğunu anlama ve anlatmada 42’nciyiz.

Aslında net rakamları bilmesek bile hepimiz durumun çok parlak olmadığını biliyoruz. 15 Temmuz’dan itibaren olan olaylara baktığım zaman görmüş olduğum bir kaç büyük sıkıntı var. Bunlardan bir tanesi eğitim olarak genelleyebileceğimiz okuma, yazma, araştırma, derdini anlama ve anlatma konularında ciddi olarak sorun yaşıyoruz. Aynı fikri savunan iki kişi bile, fikirlerinin aynı olduğunu anlamayacak bir şekilde tartışma içerisine giriyor. Diğer büyük sorun ise ahlak olarak genelleyebileceğimiz anlayışsızlık, hoşgörüsüzlük, bencillik, fırsatları kendine yontma gibi çoğaltabileceğimiz kötü davranışlar. Eğitim konusuna itiraz gelmemesine rağmen ahlak konusuna itirazlar gelecektir eminim ama duruma tarafsız bir gözle bakılınca ciddi ahlaksızlık örnekleri görebilmek mümkün.

İnsanların en hayırlısının insanlara en çok faydası dokunandır.
Hz. Muhammed

Öncelikle “iğneyi kendimize batırmalıyız”. Her zaman işin kolayına kaçıyoruz, eleştirmek işin kolay kısmı ve başkalarını eleştirirken hunharca davranabiliyoruz. Bu nedenle eleştiri oklarını öncelikle kendimize yönlendirmemiz lazım. Sitemde en çok okunan yazılardan birisi “Öz eleştiri: Yaptığım genel hatalar” (7) oldu. İnsanlar başkalarının hatalarını okumayı ve paylaşmayı seviyorlar. Fakat kendi hatalarımızı tespit etmemiz gerekiyor. Bunun için öncelikle kendimize dürüst davranarak hatalarımızı tespit etmemiz gerekiyor. Bunu düşünerek yapmak işin ilk aşaması ama üşenmeyin elinize kağıt kalemi alın ve tek tek aklınıza gelen tüm hatalarınızı yazmaya başlayın. Listenin ne kadar uzun olduğunu görünce eminim şaşıracaksınız. Daha sonra aklına gelen her şeyi yazdığınız listeyi belli başlıklar altında toplayarak o başlık hakkında daha ayrıntılı hatalarınızı yazmaya başlayın. İş, okul, aile hayatı, kişisel ilişkiler, kişisel gelişim gibi başlıklar seçebilirsiniz. Hatalarımızı yazmak oldukça önemli bir adım. Daha sonra bu hatalarımızı düzeltmek için neler yapabiliriz diye düşünüp yanlarına farklı renkte bir kalemle yeniden notlar alabiliriz.

Yukarıda söylediğim listeyi hazırlamak eminim büyük bir çoğunluğunuza zulüm gibi gelecek, aynı listeyi devleti, hükümeti, karşı görüşteki insanları, spor kulüpleri için yapın desem bu listeyi hazırlamak çok daha kısa sürecektir.

Eğitim konusunda büyük eksiklerimiz olduğunu hep söylüyoruz birbirimize, fakat bu noktada hiç birimiz faaliyete geçmiyoruz. Bugüne kadar uzman olduğunuz konularda kaç kişi yetiştirdiniz? Bu yetiştirdiğiniz kaç kişi şu anda sizden daha iyi biliyor o konuları? Şu anda kaç kişi yetiştiriyorsunuz? Kaç kişinin eğitimi için çaba sarf ediyorsunuz? Başkalarını boş verelim kendi eğitiminiz için neler yapıyorsunuz? Aylık bütçenizin ne kadarınızı kendi eğitiminiz için harcıyorsunuz? Ayda kaç kitap, dergi, makale okuyorsunuz? Kaç tane yazı yazıyorsunuz?

Bu soruları sorarken yalnızca size sormuyorum, kendime de soruyorum. Kendimize zor sorular sorup adım atmamız gerekiyor. Yazdığım son 3 yazı Türkiye’de Kodlama Eğitimi (8), Yazmanın gücü, haydi sen de yaz! (9), Kelebek Etkisi ve Yolun Güzelliği (10). Hepsi aslında burada anlattığım konularla alakalı. Peki ben her gün 1 yazı yazabildim mi? Kodlama eğitimi konusunda bir şey yapabildim mi? Yeni kelebek etkisi oluşturabilecek bir şeyler yapabildim mi? Kendimi eleştirdiğimiz zaman bunu tekrar tekrar kontrol etmemiz gerekiyor.

Ülkemizin bir anda nasıl kaos ortamına geçebileceğini gözlerimizle gördük. Her zaman söylenen eğitim problemleri için şahıs olarak bir şeyler yapmaya başlayalım. Siz birini eğitirken, o eğittiğiniz kişi de başkasını eğitmeye başlayacaktır. Çocuk büyütürken, çocuğa nasıl davranması gerektiğini saatlerce anlatabilirsiniz. Sonuçta olacak olan şey çocuğunuz siz ne yaparsanız onu taklit edecektir. Bunun için kendi hatalarımızı düzeltmeye başlarsak, öncelikle çevremizi daha sonrasında tüm ülkeyi etkileyecektir.

Mahfi Eğilmez, son olaylar ve ekonomiye olan etkilerini yazmış (11), mümkünse yorumlarla birlikte okumanızı tavsiye ederim. Yazı içerisinde 3 farklı yazı daha var, anlayabilmek için onları okumakta faydalı olacaktır.

Bir dönem Türkiye’de yaşamış olan Rus yazılımcı Yuri Korolyov Türkiye’den Amerika’ya kesin dönüşü hakkında bir yazı yazmış (12). Yazı bir çok konuyu içeriyor, ev fiyatlarından komşuluk ilişkilerine, araba almaktan çalışma hayatı ve ticaretine kadar. Yazıyı okuyunca utandım, yazıların yanlış olmasından veya kötü şeyler yazmış olmasından dolayı değil. Maalesef kötü şeylerin gerçek olmasından dolayı utandım. Ticari hayatımızda normal yaşamdaki gibi olumsuz şeyler sirayet etmiş durumda. Karşılıksız çekler, gününde ödenmeyen borçlar, zamanında teslim edilmeyen işler, işi yarım bırakmalar, rakibi kötülemeler ve bitirmeye yönelik çalışmalar vs.. vs.. maalesef madde madde yazarak kalabalık gözükmesine gönlüm razı olmadığı yazdığım bazı maddeleri de sildim.

Ekonomik açıdan daha güçlü bir toplum olmamız gerekiyor. Fakat bundan önce ahlaklı bir toplum ve ahlaklı ticaret içerisinde olmamız gerekiyor. Bundan sonraki süreçte daha çok çalışmalıyız, daha kaliteli çalışmalıyız, verdiğimiz sözleri gerçekleştirmeli, gerçekleştirebileceğimiz sözler vermeliyiz, sadece iç pazara değil dış pazara da hitap etmeliyiz, ülkemize daha fazla döviz getirecek planlamalar içerisinde olmalıyız, ödemelerimizi zamanında yapmalı, zamanında yapılmayan ödemelerimizi hatırlatmalıyız, çalışansak işvereni, işverensek çalışanı gözeterek çalışmalıyız.

Herhangi bir şahsın, yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve saadet ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir.
Mustafa Kemal Atatürk

Kaynakça:

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Hiro%C5%9Fima%27ya_atom_bombas%C4%B1_sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1
  2. http://www.maksatbilgi.com/japon-mucizesi-ii-dunya-savasi-sonrasi-japonyanin-kalkinmasi
  3. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelerin_ki%C5%9Fi_ba%C5%9F%C4%B1na_GSY%C4%B0H%27ya_(nominal)_g%C3%B6re_s%C4%B1ralan%C4%B1%C5%9F%C4%B1
  4. https://en.wikipedia.org/wiki/Dodge_Line
  5. https://tr.wikipedia.org/wiki/Tersine_m%C3%BChendislik
  6. http://listelist.com/turkiye-hakkinda-carpici-istatistikler/
  7. http://www.hasanyasar.com/oz-elestiri-yaptigim-genel-hatalar.html
  8. http://www.hasanyasar.com/turkiyede-kodlama-egitimi.html
  9. http://www.hasanyasar.com/yazmanin-gucu-haydi-sen-de-yaz.html
  10. http://www.hasanyasar.com/kelebek-etkisi-ve-yolun-guzelligi.html
  11. http://www.mahfiegilmez.com/2016/07/son-olaylar-ve-ekonomiye-olas-etkileri.html
  12. https://medium.com/turkce/t%C3%BCrkiyeden-amerika-ya-kesin-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F-t%C3%BCrkiye-tecr%C3%BCbelerim-b537ecf15ba6#.iciiazy12
Posted in Girişimcilik, Kişisel | 7 Responses

Kelebek Etkisi ve Yolun Güzelliği

kelebek etkisi

Film izlemeyi çok seviyorum, beni takip edenler için ara ara film önerilerinde de bulunuyorum. Artık özel mesaj ile film önerisi isteyen arkadaşlarımda olduğuna göre bu konuda merakım biliniyor duruma geçmiş. Hayatımda en çok etkilendiğim filmlerden bir tanesi “Kelebek Etkisi”, izlemeyenlerin mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum. Filmde ana karakterimizin hayatından parçaları defalarca izliyoruz, bir nevi zaman yolculuğu ile geçmişe dönüşüp yaptığı hatayı düzeltiyor. Hepimizin zaman zaman yapmak istediği bir süper güç. Fakat filmin en güzel tarafı aslında o düzelttiğimiz hatadan sonra bambaşka bir hayatın bizi bekleyeceğini görüyoruz. Geçmişte yaptığımız iyi veya kötü şeyler esasında şu anda yaşadığımız hayata sebep oluyor. Geçmişe dönüp düzelteceğimiz bir hatamız, daha sonrasında nelere yol açacak bunu bilebilmek oldukça güç. Onun için geçmişe takılı kalmadan önümüze bakmamız gerekiyor. Önümüze kelimesini özellikle kullandım, geçmişe değil denince geleceğe bakmamız gerekiyor gibi bir algı oluşmasın diye. Geçmiş geçmişte kaldığı gibi gelecekte gelecekte, bu nedenle her zaman anı yaşamalıyız ve anın tadını çıkarmalıyız. Bununla ilgilide yakın zamanda bir film izledim, “Dingin Savaşçı – Peaceful Warrior”. Asıl olan ne dün, ne gelecek, asıl olan şimdi… Bu filmi “Girişimcilerin İzlemesi Gereken Filmler” yazıma ekledim, halen o yazımı okumayan varsa mutlaka incelesin harika filmler var. Blogumda en sık güncellediğim yazım oldu, sanırım yakında o yazıyı baştan aşağı elden geçirmem gerekecek. Bazı alt parçalara ayırmam lazım ve filmlerin IMDB puanlarını koyup, kendime göre bir sıralama yapmam gerekecek.

Bu yazıya başlamadan önce aklımda başka başka şeyler vardı. 3 gün önce “Yazmanın gücü, haydi sen de yaz!” yazısını yazdıktan sonra, bak ilk günlerden yazmamaya başladın, yeni yazın nerede diye beni sıkıştıran arkadaşlarım olmaya başladı. Esasında blogumda yayınlamamış olsamda her gün yazmaya devam ediyorum, bahane üretmeden. Yazmam için artık bir sebep daha çıktı, bugün bir blogdan benim bloguma link gelmiş, gidip yazıyı okudum. Fatih Çelen blogunda “yazı yazmayı becerebilmek” isimli bir yazı yazmış. Bu yazıda Fırat’ın ve benim yazdığım yazılar bir şekilde onun tekrar yazmasına sebep olmuş. Ben olayı tam hatırlamasam bile Fırat’ın yazmaya başlamasına sebep olan yazıyı onunla ben paylaşmışım, onun yazmaya devam etmesi ise benim yazmaya başlamama sebep oldu. Kendi kendimi yazmaya ikna edemezken Fırat’ı yazmaya ikna etmem, benim yazmama vesile oldu. Kelebek etkisi aslında başladı ve bunu ben de başlatmadım. Hiç tanımadığımız biri olan Srinivas Rao’nun yazdığı bir makale, bu makaleyi türkçeye çeviren Birce Altay ve bu yazıyla karşılaşmama neden olan kimse. Kelebek Etkisi filmini izleyince neden kelebek etkisi olduğunu araştırmıştım. Bir bilim adamı olan Edward N. Lorenz’ın “kaos teorisi” adını verdiği teoriye göre “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.” Olay ütopik gözükse bile, geçmişteki bazı olaylara baktığımız zaman çok küçük ayrıntıların hayatımızı ne kadar değiştirdiğini daha net görebiliyoruz.

Her gün yazma fikri yanında bir şeyi daha getirdi; düşünme. Bugün ne yazmalıyım, yazacağım yazıda nelerden bahsetmeliyim, acaba bunu iki farklı yazı halinde mi yazsam, bu konuda yazmak için şu konularıda araştırmam lazım gibi uzayan bir soru listesi.

Blogumu takip edenler az çok bilirler, çok fazla kişisel yazmıyorum ve genelde bir konu üzerine yazmaya çalışıyorum. Bu anlamda bu ilk yazım diyebilirim. Bugün konuyla alakalı, belkide alakasız aklıma gelen her şeyi yazıyorum. Bu tarzı sevenler olursa yorumda fikirleri ile birlikte paylaşırsa ona göre yazılarıma yön verebilirim. Yorumlarla alakalı olarak en alta eklemiyorum ki yazının tamamını okumayıp bir yukarıdan bir aşağıdan okuyan insanlar görmesin, gerçekten yazıyı okuyanlar görsün diye.

Bu arada yakın zamanda spora başladım. Yemek yemeyi çok sevdiğim ve hızlı yediğim için gelen kilolar, sürekli olarak bilgisayar başında oturma ve hareketsizlik ile birlikte vücudumda kalmaya devam ettiler. 110 kg gibi üst sınırları zorlamaya başlayınca spor yapmaya başlamaya karar verdim. Tek amacım kilo vermek değil esasında, düzenli olarak hareket etme ihtiyacı ve daha sağlıklı olma çabasıda var. Spora düzenli gitmeye çalışıyorum. Yürüyüşler, genelde salonda çalan 300 500 300 500 müzikler eşliğinde yapıldığı için sıkılıyorum. Ben de alternatif bir şeyler aramaya başladım. Bugün ilk kez denedim ve sanırım sürekliliğide olacak. Sesli kitaplar. Daha önce duymuştum ama deneme fırsatım olmamıştı. Yoğun koşturma arasında istediğim kadar kitap okuyamıyorum, spor yaparken bir yandan da kitap dinliyorum. Zaman su gibi akıp gitti bugün. Önce Oğuz Atay’ın Demiryolu Hikayecileri‘ni dinledim, daha sonra ise Barış Özcan’ın Kır Zincirleri videosunu.

Günlük en az yazma limiti koymuştum fakat her gün daha uzun yazmaya başladım, umarım bu azalmadan devam eder.

Posted in Kişisel | Etiketler , , , | 4 Responses

Yazmanın gücü, haydi sen de yaz!

yazmanin-gucu

Yazmayı istediğim bir çok konu var. Fakat her gün yazmamak için bir bahane çıkıyor. İşlerin yoğunluğu, toplantılar, yorgunluk, yazacak konu hakkında araştırma yapmak gerektiği için üşengeçlik. İnsanın en başarılı olduğu konuların başında sanırım bahane üretmek geliyor. Bahane üretirken zorlandığımı hiç hatırlamıyorum, çok kolay bahane üretebiliyorum.

Ocak ayının başında sevgili Fırat, “Her Gün 50 Kelime” isimli bir yazı yazdı. O günden beri takip ettiğim kadarıyla her gün bir yazı yazmaya devam ediyor. İlk yazısından itibaren 50 kelime sınırını çoktan geçmiş durumda. Fakat burada önemli olan yazının uzunluğu değil, sürekliliği önemli. Her gün bilgisayarın karşısına geçince mutlaka yazma ihtiyacı hissetmek oldukça önemli. Her ne olursa olsun yazmak ise ciddi bir disiplin istiyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Abaküs Kitap‘dan sevgili Cevahir ile bir kitap üzerine konuştuk. Blog üzerinde yazdığım yazıları geliştirip, belli bir düzende hazırlayarak kitap çıkarabileceğimiz konusunda prensipte anlaştık. Fakat o günden sonra ben kitap için bir kelime bile yazmadım. Bir çok yazı yazdım, bir çok sunum hazırladım, bir çok mail yazdım ama iş kitap için bir şeyler yazmaya gelince veya blog için bir şeyler yazmaya gelince başlamamak için çok güzel bahaneler ürettim.

Örneğin dün İKÜ’de dersim vardı, eve 20.30’da geldim, akşama kadar çalış, akşam ders anlat, sonra eve gelip yazı yaz. Olacak iş mi? Tabi ki yazmadım.

Bugün bir karar verdim artık her gün yazacağım. Şu anda düşündüğüm ve yazmaya başladığım iki farklı kitap var. Blogumu fazlası ile ihmal ettim. Bu nedenle her gün 1 yazı yazacağım, bu yazının uzunluğu en az 300 kelime olacak. SEO ile ilgilenenler hep bu 300 kelime konusuna takılırlar, mutlaka yazılar 300 kelime olsun diye. 300 kelime ile alakalı sevgili Oytun’un “Tazedirekt SEO kadar başına taş düşsün” isimli yazının sonunda kelime sayısını tamamlamak için yazdığı şey çok hoşuma gitti.

He burada yazıyı normalde bitiriyordum ama Google‘ın 300 kelime SEO limitine takıldığım için şuan uzatıyorum. Biraz daha uzatıp, yarın okullar tatil mi, survivor izle, survivor full izle gibi şeylerde yazacağım ama neyseki 300 kelimeyi geçtim de, oh be 10 dolarlık yatırım yaptığım WordPress blogum artık batmayacak!

Bu kararı almamda son vuruş etkisi yaratan şey “Günde 1000 Kelime Yazmak Hayatımı Nasıl Değiştirdi” yazısı oldu. Diğer verdiğim linkler ile birlikte bu yazıyı okursanız mutlu olurum. Hazır okumaya alıştıysanız bu konuyla ilintili olarak Tüm Başarılı Girişimcilerin Tek Ortak Noktası yazımı da okumak isteyebilirsiniz.

Kelime sayısı : 366 😉

Posted in Kişisel | Etiketler , , | 14 Responses

Türkiye’de Kodlama Eğitimi

Kodlama Eğitimi

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Twitter üzerinden bir açıklama yaparak kodlama dersinin ortaokul ve lise müfredatına gireceğini duyurdu. Aslında Temmuz ayından itibaren bunun sinyalleri veriliyordu. Kodlama derslerinin ilkokullar için seçmeli, ortaokullar ve liseler için ise zorunlu olması düşünülüyor.

Bu konuda temel görüşümü bir tweet atarak paylaşmıştım.

Öncelikle neden kodlama dersi verildiğinin çok iyi analiz edilmesi ve daha sonrasında bu eğitimleri verecek kişilerin bu analiz neticesinde eğitilmesi gerekdiğini düşünüyorum. Burada aşamalı olarak hareket edilmeli. Önce eğitimcileri eğitecek, eğitimcileri eğitmeli daha sonra derslerin başlaması gerektiğini düşünüyorum.

Şu anda “Bilişim Teknoloji Öğretmenliği” gibi bir branş var. Fakat bu öğretmenler atamadıkları için ya başka alanlara ya da başka branşlara geçiş yapmış durumda. Öncelikli olarak bu öğretmenlerin tekrar eğitime kazandırılmaları gerekiyor. Tanıştığım BT öğretmenlerinin büyük bir çoğunluğu sektörü yakından takip ediyor. Her gün değişen bir sektör için oldukça önemli bir konu. Onlarda müfredatın ve BT sınıflarının yetersizliğinden şikayetçiler. Haklı olarak verdikleri eğitimin uygulamasını yapamadıkları zaman başarının gelmesi söz konusu değil.

Scratch, mblock ve appinventor gibi uygulamalar sayesinde algoritma seviyesinde kodlama öğretilebilir. Benim görüşüm kodlama dersinin değil, algoritma dersinin zorunda olması. Kodlama dersi ise seçmeli olarak verilebilir. Mühim olan öğrencilerin kod yazmayı değil, algoritmayı öğrenmeleri. Algoritma öğrenmeleri tüm derslerinde ve hayatlarında fayda sağlayacaktır. Kodlama ise bir çok öğrenci için saçma gözüken dersler listesinde başa yerleşecektir. Öğrencilere kodlama sevdirebilmek için öncelikle algoritmalar ve Scratch gibi yazılımlar ile işin mantığı öğretilmelidir.

Bu dersler ve müfredatlar hazırlanmadan önce sektörden insanlarla görüşüldü mü bilmiyorum fakat sektörün, eğitimcilerin, akademisyenlerin fikrini alarak sadece önümüzdeki 2-3 yılı değil 20-30 yılı hedef alan bir müfredat hazırlanmalıdır.

Sizin bu konudaki görüşlerinizi de merak ediyorum, yorum olarak paylaşırsanız sevinirim.

Posted in Girişimcilik, Kişisel | Etiketler , , , , | 16 Responses

Türkiye’de Bilişim Etkinliği Düzenlemek

etkinlik-duzenlemek

Geçen yıl internet ve mobil ekosistem için faydalı bir şeyler yapmak için harekete geçtik. Öncelikle ne yapacağımıza karar vermek gerekiyordu. Yazılım yarışması yapmayı düşündük fakat bu konuda yeterli katılım olmayacağına karar verdik. Teknolojilerin yavaş yavaş mobil ve web’e doğru yönelmesi bizi bu kararı almaya itti. Daha sonrasında mobil uygulama yarışması yapmanın faydalı olacağını düşündük. Bu alanda öncesinde yapılmış geniş ve ciddi bir organizasyon yoktu. Yapılan uygulama yarışmaları genellikle firmaların ARGE süreçlerini hızlandıracak sektörel yarışmalardı. Yarışmaya karar verdikten sonra sıra ödülleri seçmeye gelmişti. Benzeri organizasyonlarda hep para ödülü vardı, hem onlardan ayrılmak hem de gerçekten kazanan kişiye faydası olacak ödüller vermek için uzun uzun düşündük.. En sonunda Silikon Vadisi’ne göndermenin güzel olacağına karar verdik, sonrasında ise uygulamanın tanıtımı için reklam paketleri ekledik ve ihtiyaç halinde ofis imkanı sağlayacak çeşitli ödüller ayarladık.

startup-agustosYarışmanın ilk yılında gerçekten hem eleman sıkıntısı çekiyorduk, hem de onlarca farklı iş ve ayrıntı ile uğraşmak durumunda kalıyorduk. Tabi tecrübesiz olmamız bazı işlerin daha uzun sürmesine neden oluyordu. Bu yıl hem ekip olarak genişledik, hem de daha tecrübe kazandık. Ama bu yıl yarışmanın sonuna bir de “Mobil Etkinlik” ekleyerek olayı yine zorlaştırdık 🙂

Türkiye’de bilişim etkinliği düzenlemek oldukça zor ve meşakkatli bir iş. Bu nedenle bir çok etkinlik başlıyor ve uzun süre devam etmeden sona eriyor. indir.com dolayısı ile bu tarz etkinliklerin çoğuna “Tanıtım Sponsoru” olarak destek vermeye çalışıyor. Süreçleri hem kendi yaptığımız etkinliklerden, hem de bu tarz destek olduğumuz etkinliklerden gözlemleyebiliyoruz.

Etkinlik düzenlerken yaşananları kısa kısa yazmaya çalışacağım.

Etkinlik ücretli mi olacak? Ücretsiz mi?

Etkinliği ücretsiz yaptığınız zaman kaç kişinin katılacağını bilmek oldukça zor oluyor. Ücretli yaptığınız zaman ise katılan kişi sayısı az oluyor. Biz ücretsiz yapmayı tercih ettik. Fakat yurtdışında oldukça yaratıcı çözümler geliştirilmiş bununla alakalı olarak. Örneğin etkinlik için 20TL gibi bir ücret alınıyor, daha sonra katılımcı etkinliğe katıldığı zaman etkinliğin sonunda bu ücret iade ediliyor. Böylelikle gelmeyenler bir nevi bağış yapmış oluyor. Etkinlik ücretli olacaksa ücretin belirlenmesi ise ayrı bir sorun teşkil ediyor.

Etkinlik nerede olmalı?

Bu sorunun cevabını vermeden önce etkinlik için kaç kişiyi hedefliyorsunuz, bunun cevabını bulmanız gerekiyor. Sayıya göre alternatifler azalacaktır. Bunlar arasından ulaşımın en kolay olduğu yeri seçmek önemli. Özellikle İstanbul gibi bir yerde bu kriterin bulunduğu çok fazla mekân bulunmuyor. Biz Bahçeşehir Üniversitesi’ni seçtik, vapur, metrobüs, metro ve tramvay gibi neredeyse tüm ulaşım araçları ile kolay bir şekilde ulaşılabildiği için.

Etkinlik ne zaman olmalı?

Etkinliğe katılımın yoğun olmasını istiyorsanız katılmasını hedeflediğiniz kişilerin durumunu az çok tahmin etmeniz ve bu konu hakkında araştırma yapmanız gerekiyor. Örneğin biz yazılımcı ve öğrencileri hedefliyoruz genel olarak. Bu nedenle hafta içi etkinlik yapamıyoruz. Final tarihlerini de düşünerek Haziran’a etkinliği bırakmamız gerekiyor. 23 Mayıs 2015 cumartesi gününü bu nedenle seçtik. Bu şekilde tarih seçmenin bir dezavantajı ise, muhtemelen bu tarihlerde başka etkinliklerinde düzenlenecek olması. Her yıl düzenlenen büyük etkinliklerle çakışmamasına özen göstermek gerekiyor. Örneğin biz Android Geliştirici Günleri ile çakışmaması için onlarla görüşüp tarihi öğrendik.

Etkinliğin süresi ne olmalı?

Genellikle etkinlikler çok uzun sürüyor, eğer etkinliğin içeriğini dolduramazsanız bu katılımcıların sıkılmasına ve ayrılmasına neden olabiliyor. Bu nedenle etkinlik mümkün olduğunca kısa olmalı. Fakat içerik gerçekten doyurucu olacaksa bunun kısa olması da hayal kırıklığına neden olacaktır. Optimum bir süreyi bulabilmek önemli.

Nasıl tanıtım yapacaksınız?

Genellikle işin bu kısmı es geçiliyor, iyi bir etkinlik kendi tanıtımını yapar gözüyle bakılıyor. Fakat önemli olan gerçekten doğru kişilerin katıldığı bir etkinlik düzenlemek. Aksi takdirde içerikle katılımcı uyuşmayacağı için katılanlar memnun ayrılmayacaktır. Tanıtım için iyi bir plan yapmak gerekiyor. Hedeflediğiniz kişilerin girdiği web siteleri, bloglar, siteler ve diğer mecralar iyi analiz edilmeli. Biz tanıtımlarımız için tüm üniversitelerin ilgili bölümlerine afiş gönderiyoruz, teknoloji ile ilgili blog yazan kişilere ulaşıp konu hakkında bilgilendirme yapıyoruz ve sitelerde haber olması için uğraş veriyoruz. Bunu yapmak oldukça zor. Yeri gelmişken söylemek isterim, şayet bir site açıyorsanız mümkün olduğunca size kolay ulaşılabilir olmasına özen gösterin. Eposta bilgisini bir çok sitede bulamıyoruz, iletişim formları ise çalışmıyor. İnternet dışında gazete, dergi ve diğer basılı mecralar ile iletişim kurmak ise bambaşka bir iş. Bunun için uzman birinden destek almanız faydalı olacaktır. Fakat alamıyorsanız ulaşmak istediğiniz kişileri belirleyip bunlara nasıl ulaşabileceğinizi araştırmak faydalı olacaktır.

Konuşmacılar

Konuşmacı seçerken konunuz ile alakalı uzman kişileri seçmeye özen göstermelisiniz. Mümkünse davet edeceğiniz kişinin daha önceki konuşmalarını internetten bulup izlemeniz faydalı olacaktır. Çağıracağınız her uzman kişi konuşma konusunda başarılı olmayabilir. Konuşmacıları davet ederken, her konuda net olmalısınız. Şehir dışı veya yurtdışından çağırıyorsanız yol ve otel ücretlerini karşılayacak mısınız? Konuşmacıdan istemiş olduğunuz özel konular var mı? Ayıracağınız süre nedir? Şayet panel tarzı bir etkinlik olacaksa onunla birlikte kimler yer alacak ve paneli kim yönetecek?

Diğer detaylar neler?

– Afişler: Etkinliği tanıtacağınız afişlerde her şey net olmalı ve doğru yerlere ulaştırmalısınız.

– El bültenleri: Etkinliğin reklamını başka etkinliklerde yapmak için ideal bir çözüm sunar.

– Listeler: Yapacağınız her iş için, ulaşacağınız herkes için listeler oluşturmalı ve bunları sonraki etkinlikler için saklamalısınız. Liste yaptığınız takdirde daha az noktayı atlarsınız.

– Kroki: Etkinlik yapılacak yerin krokisini, Google Map koordinatlarını mutlaka duyurularınızda bulundurmalısınız ve mobilden gireceklerde düşünülerek hareket edilmeli.

– Sunumlar: Etkinlik sonunda mümkünse sunumları sosyal mecralarınızdan ve internet sitenizden paylaşmanız faydalı olacaktır.

Etkinlik düzenleme çılgınlığı yapan insanlara iyi davranın, destek olun. Onlar bu işi sektörün gelişmesi için yapıyorlar.

Etkinlik düzenleyenlere buradan ben de teşekkür ediyorum, elimden gelen desteği vermek içinde çaba sarf edeceğim.

Not: Bu yazı StartUp Dergisi Ağustos 2015 sayısında yayınlanmıştır.

 

Posted in Girişimcilik | 7 Responses

Nasıl Staj Yeri Bulurum?

stajyer

Yaz yaklaşıyor, herkesi farklı bir heyecan sarıyor. Staj zorunluluğu olan öğrencileri ise staj yeri bulma stresi kaplıyor. Bize de son zamanlarda çok fazla staj başvurusu geliyor. Büyük bir çoğunluğunu kabul edemiyoruz. Son zamanlarda etkinliklere de oldukça fazla katılma şansım oldu (katıldığım etkinlikler).  Bu etkinliklerde de genellikle staj yeri bulamamaktan yakınıyor öğrenci arkadaşlar. Ben de hem İmza için, hem de diğer şirketlerden bildiğim kadarıyla neden stajyer konusuna bir adım geri durduğunu anlatmaya çalışacağım. Yazı yazılım stajı arayanlar için hazırlandı fakat diğer stajyerlerde mutlaka bir şeyler görecektir.

Hiç para istemiyorum, şirketinize hiç bir maliyetim olmaz nolurr kabul edin.

Öncelikle bunu diyerek maliyet hesapları, şirket maliyetleri konusunda zayıf olduğunuzu anlatmış oluyorsunuz. Siz hiç para almasanız dahi şirkete masrafınız olur. Yemek masrafınız olur, telefon masrafınız olur, elektrik masrafınız olur, en önemlisi eleman masrafınız olur. Eleman masrafından kastım sizin talep ettiğiniz ücret değil, vaktini aldığınız elemanın maliyeti. Bu hesabı yapmak için “Bahçeli Hesabı” kullanacağız, öncelikle videoyu izleyelim. 🙂


Bu hesabı yaparken amacım bir maliyetinizin olduğunu anlatabilmek. Örneğin çalıştığınız şirkette 2 farklı yazılımcının günde ortalama 30 dakikasını aldınız. Bir de ayda ortalama 22 çalışma günü, 1 günde de 8 çalışma saati var. Yani bir kişi ortalama 176 saat çalışıyor aylık olarak. Yazılımcı maaşlarının 3.000-8.000TL arasında olduğunu farzedelim, her iki durum içinde hesabımızı yapalım. Eğer yazılımcının maaşı 3.000 ise şirkete resmi olarak maliyeti ortalama 5.000TL’dir, 8.000 ise ortalama 13.000TL’dir. Net maaş, brüt maaş farkını da araştırmanız lazım yani 🙂 Şirketin başka maliyetlerde olacaktır (Örnek: İş Kurarken Maliyetleri Hesaplamak). Bu maaşları veren bir şirketin o yazılımcılardan bu rakamın üzerinde rakamları kazanması gerekir ki kar edebilsin. Yani bu yazılımcılar o saatlerde çalışmadığı zaman hem çalışmadıkları için, hem de iş uzadığı için ekstra maliyetleri olacaktır. Biz ekstra maliyetleri bir kenara bırakalım. 5.000TL alan bir yazılımcının saatlik maliyeti 28.41TL, 13.000TL alanın saatlik maliyeti 73,86TL’dir. Günde ortalama 30 dakika 2 yazılımcı oyalayınca, ayda 22 saat oyalamış oluyorsunuz. Yani 625,02TL ile 1.624,92TL iş kaybından dolayı maliyetiniz oluşuyor. Buna yemek ve diğer oluşturduğunuz maliyetleri saymıyoruz.

İyi derecede C, C++, C# ve Java biliyorum.

Özellikle dersleri iyi olan öğrenciler bu öz güven ile çok güzel bir CV hazırlıyorlar. Okulda öğrendikleri derslerin hepsini sıralıyorlar. Notlarına göre de orta, iyi, çok iyi yazıyorlar. Bu lisede öğrendiğimiz ingilizce bilgisi ile süper ingilizce biliyorum demeye benziyor. Okulda öğrenmiş olduğunuz programlama dersleri bu işe başlangıç yapabilmeniz için güzel. Fakat sizin üzerine çok fazla şey koymanız gerekiyor. Okulda gördüğünüz programlama seviyeleri ve karşılıklarını ingilizce olarak anlatmak gerekirse;

Başlangıç Seviyesi
– What is your name?
* My name is Hasan.
Orta Düzey
– How are you?
* I am fine thanks and you.
İyi
– Where are you from?
* I am from Konya.
Çok İyi
– What is your hobbies?
* I like swimming, soccer and reading book.

Rize’de yaşıyorum, yazın İstanbul’da sizin yanınızda staj yapabilir miyim? (Orada akrabalarım var)

Harika, akrabaların varsa tabi ki yapabilirsin. Fakat atladığın bir şey var. İstanbul’un trafik diye ufak bir sorunu var. Akraban Beylikdüzü’nde, başvurduğun yer Çekmeköy’deyse çalışabilmen imkansız. Onun için gideceğin yerin mevkisini, kalacağın yeri önceden hesaplayıp öyle başvurman daha mantıklı olacaktır. Her gün yollarda 4-5 saatinin geçmesini ne sen ne çalışacağın yer ister. Sen bunu kabul etsen bile verimin sıfıra yakın olacaktır.

Staj yapmak istiyorum ama ben Mühendis adayıyım her işi yapamam.

Süper, peki ne yapabilirsin? Bu soruya yanıtın varsa sıkıntı yok. Fakat elinde hiç bir meziyet yokken kimsenin sana devam eden bir iş sürecini teslim etmesini beklemen büyük hata olur. Senin yapman gereken burada en fazla bilgiyi öğrenmenin yollarını bulmaya çalışmak. Boş kaldığın zaman yeni şeyler öğrenmeye çalışmak. Çünkü en büyük avantajın takıldığın zaman soru sorabileceğin ve sorunun yanıtlarını alabileceğin bir yerde bulunuyor olman. Yazılımcı seninle tüm bilgilerini paylaşırken, senin ona çay getiriyor olman çok büyük sorun olmamalı 🙂 Söylemek istediğim stajyer çaycı olsun değil, fakat çay vermeyi de zulüm gibi görmesin. Ben kendime çay doldurmaya gittiğim zaman, mutlaka ofisten başka birininde çayını getirmeye çalışıyorum.

Zorunlu stajım var, mecburen yapmalıyım. Lütfen yardımcı olun.

Zorunlu staj, sadece staj defterini doldurmak için yapılan bir şey değil. Bir çok öğrenci bunu böyle gördüğü içinde şirketler özellikle zorunlu staj yapmak isteyen öğrencilere karşı daha soğuk davranıyorlar. Çünkü bu öğrencinin tek amacı staj süresini doldurup tekrar hayatına devam etmek. Bu ızdıraplı süreci bir an önce atlatmak. Siz böyle birisi ile birlikte çalışmak ister miydiniz?

Sadece 20 gün staj yapmam yeterli.

Şirketlet stajyer alırken bir kaç şey düşünürler. Bunlardan bir tanesi angarya işleri yapacak iş gücü, genellikle bu böyledir. Ben ve bir çok başka yer ise yetiştirilecek eleman olarak görüyorum. Yani çalıştığım stajyerin gelecekte bizimle çalışma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle kısa süreli staj başvurularını geri çeviriyorum, hatta mümkünse yazın büyük çoğunluğunu, okul açıldıktan sonrada uygun vakitlerini bizimle geçirmesini yeğliyorum. Çünkü bu bir eğitim süreci ve eğer işe girecekse ne kadar fazla mesai geçirmişsek o kadar uyum sağlayabiliriz. Bu nedenle staj yapacağınız yerleri ileride çalışmayı düşüneceğiz yerlerden seçmeniz çok daha mantıklı olacaktır.

Güvenlik, iş saatleri…

Eğer staj yaptığınız yerde rahatsanız, kimse giriş çıkış saatlerinize dikkat etmiyorsa büyük hata yapıyorlar demektir. Çünkü siz orada staj yaptığınız sürece şirket sizden sorumlu. Haliyle bir yere gideceğiniz zaman yazılı olarak izin almanız daha doğru olacaktır. Stajyer almanın ayrıca sorumlulukları da var. İş güvenliği vs. gibi.

Peki öleyim mi? Nasıl staj yapacağım?

  • Öncelikle bir şeyler bilin. Eğer bir şeyler biliyorsanız, bir şeyler yapın ve somut olan şeyleri gönderin. Android programlama biliyorum diyen biri yerine xyz adresindeki uygulamayı veya uygulamaları yaptım diyen birini herkes tercih edecektir. Github linki gönderebiliyorsanız, sizi kabul etmeyecek yazılım firması azdır.
  • Yazılım bilginiz zayıf, fakat yine staj yapmak istiyorsunuz. O zaman başka bir şeyler bilin. Örneğin fotoğraf çekmeyi, az buçuk Photoshop’u, resim çizmeyi.. Başvurduğunuz yerin işine yarayacak bir şeyler bilin.
  • Başvuracağınız firmayı ve kişiyi araştırın. Örneğin başvurduğunuz yerde sizin CV’nizi inceleyecek kişi tiyatro ile ilgileniyorsa ve sizinde ilgi alanınızda bunu bir şekilde epostanıza vurgulayın.
  • Sosyal hesaplarınıza çeki düzen verin. Bir çok kişinin ilk yaptığı sizin facebook ve twitter profillerinizi incelemek olacaktır. Çünkü bu sizin hakkınızda çok daha mantıklı kararlar vermelerini sağlar.
  • İlgilerini çekecek bir şeyler yapın. Örneğin web sitelerini ayrıntılı inceleyip bunu da başvurunuz ile birlikte gönderin veya sosyal mecralarda ne gibi şeyler yapabilecekleri ile örnekler bulun.
  • Standart CV şablonlarını göndermeyin. Benim ilk yaptığım başvuran kişiyi sırasıyla google, facebook ve twitter’da aramak. Burada bulduğum bilgilerden olumlu bir şeyler çıkarsa ondan sonra CV’ye göz atıyorum.
  • İşinizi son dakikaya bırakmayın. Staj süresine 10 gün kala başvuran bir kişi, şirket içerisinde de işlerini bu şekilde son dakikaya bırakacaktır.

Dipnot :

Yazıdan stajyer almadığımız düşünülebilir. Hali hazırda şirketimizde 3 stajyer bulunuyor yaz için. Geçen yılın stajyerleri de boş kaldıkları zamanlarda gelip gidiyorlar. Yazıyı yazmaktaki amacım stajyerlerin neden staj yeri bulamadıkları konusuna parmak basmak.

Posted in Girişimcilik | Etiketler , , | 9 Responses

Bir Girişimcilik Hikayesi: Asya Lale

asyalale

Genellikle yazılarımda internet girişimlerinden veya girişimcilerinden bahsediyorum. Bu yazımda farklı bir girişimcinin hikayesinden bahsedeceğim. Ali Yetgin, Konya’nın İçeriçumra Kasabası’nda doğmuş büyümüş. Yani benim hemşehrim, bu nedenle hikayesini yakından takip etme şansım oldu. İçeriçumra’da genellikle pancar, buğday, arpa, kavun gibi şeyler ekilir, yıllardan beri bu değişmez. Herkes babadan oğula bunlarla büyür.

Ali Yetgin, yıllarca devlet kuruluşlarının alt yapı müteahhitliğini yapmış. 1996 yılında Hollanda’ya yaptığı bir iş seyahatinde şans eseri gördüğü lale tarlaları ilgisini çekiyor, Hollanda’ya ilk lalenin Selçuklular zamanında bizim topraklarımızdan gittiğini öğreniyor. Selçuklu’nun başkenti Konya, o zaman düşünüyor ve kararını veriyor. Toprak, su, güneş, insan hepsi biz de var diyerek başlıyor işe. İlk başta işler umduğu gibi gitmiyor, Konya’daki iklim nedeniyle laleler oldukça geç açıyor. Araştırmaya başlıyor, bir yerde hatamı yaptım diye. Konya’nın iklimi ve toprağı gayet uygun ama turfanda yetiştirmek için uygun değil. Lale, Konya’nın soğuğunu, güneşini ve bol mineralli toprağını seviyor.

Daha sonra 4 çeşit lale ve 1 milyon lale ile Çumra’da işe başlıyor. Bahçesinde binlerce çiçeğinin başında bekledi, hastalıkları ile savaştı. Bu süreci başkalarının ağzından dinleme şansım oldu. Herkesin ortak düşüncesi var, bu adam delirmiş çiçekle böcekle uğraşıyor. Batacak, çoluğunun çocuğunun rızkıyla oynuyor. Lale lafını duyan tüm arkadaşları vazgeçirmeye çalışıyor, yıllardır devam eden düzeni bozmanın anlamsızlığından garanti kazançlardan bahsediliyor. Pancarı, buğdayı devlet alır elinde kalmaz. Çiftçi için bu garantidir ama her yılda pancara otuz kuruş daha fazla verir mi diye haber bültenlerini izlemeye devam eder. Onların sözünü duydu duymadı bilmiyorum fakat yoluna devam ediyor.

Şu anda lale üretimi konusunda dünyada bir numara olan Hollanda’ya lale ihraç ediyorlar. 2013 yılından beri. Atatürk ve Yavuz ismi verilen yeni lale türlerini üretiyorlar. Hollanda Büyükelçisi tarlayı gördüğü zaman hayranlıklarını iletiyor.

400.000 metrekare alanda, 80 farklı çeşit ile 60.000.000 lale üretiyorlar. Son günlerde haberlere konu olan lale halısında onların emeği de büyük.

Merak edenler olabilir, onu eleştirenler halen pancara gelecek 30 kuruş zammın haberi için haberleri izlemeye devam ediyor.

Bu arada internet girişimciliği anlatmayacağımı söyledim ama internet üzerinden de lale satışı yapıyorlar ve google’da lale siparişi deyince ilk sıradalar.

Lale Siparişi – www.lalesiparisi.com

Firma hakkında bilgi için www.asyalale.com

Geçen hafta ben de tarlaları gezme fırsatım oldu, çektiğim fotoğraflar için tıklayın.

Lale halısının hikayesi:

Asya Lale Tanıtım Filmi

Başka bir tanıtım filmi

Hakkında çıkan haberlerden bazıları

Posted in Girişimcilik | Etiketler , , , , | 8 Responses

TRT Haber Akıllı Tercih Programı

akıllı tercih

11 Nisan 2015 tarihinda Alev Nallar’ın hazırlayıp sunduğu Akıllı Tercih programına Psikolog Alagün Belce Bahşi ile birlikte konuk oldum. Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler için “Teknoloji” konulu bir programdı. Aşağıdaki sorulara elimden geldiğince yanıt vermeye çalıştım. Programı kaçıranlar aşağıdaki videoyu izleyebilirler.

  • Teknoloji ayrı bir iş alanı mı?
  • Teknolojiyi bilen bir mezun olmak iş bulma fırsatı anlamında avantajı mı olur?
  • Teknolojiyi öğrenmek için eğitim mi almak lazım?
  • Mühendislikler daha fazla teknoloji ile içiçe mi? Yeni mühendislik bölümleri hakkında ne düşünüyorsun?
  • Teknolojik bir işte çalışmak için neler okumak lazım?
  • Mobil geliştiriciliği, web geliştiriciliği, veri tabanı yöneticisi, bilişim teknolojisi yöneticisi, ağ mühendisliği gibi bölümlerin iş olanakları nasıl?
  • Büyük efsaneler, milyar dolarlık şirketler kurma hayali olan gençler var. Gerçekler nasıl?
  • Çocuk yetiştirirken teknolojiden uzak durmaya çalışıyorsun, neden?

Programda Sakıp Sabancı’nın bir sözünü söylemiştim, program günü aynı zamanda kendisinin ölüm yıldönümüydü. Rahmetle anıyoruz.

“Her şeyin bir şeyini, Bir şeyin her şeyini bileceksiniz.”

Programın Videosu :

Posted in Girişimcilik | 2 Responses

İTÜ Girişimcilik Zirvesi 2015 Konuşmam

İTÜ Girişimcilik Zirvesi 2015

Genellikle bir konuşma yapmadan önce kafamda kurgulamaya anlatacaklarımı toparlamaya çalışırım. İlk defa kafamdakileri yazıya döküp o şekilde bir konuşma yaptım. Ciddi anlamda fark olduğunu gözlemledim. Anlatacaklarımın büyük bir çoğunluğunu anlatma şansım oldu.

Markafoni Kurucusu Sina Afra ile birlikte katıldığımız İTÜ Girişimcilik Zirvesi 2015 konuşmam aşağıdaki gibidir. Konu “Dünyayı Kucaklayan Sektör: İnternet”

İnternet ve girişimcilik denilince ilk akla fırsatlar geliyor. Herkes olağanüstü fırsatların olduğu bir dünya olduğunu söylüyor. Gerçekten İnternet girişimciliği bir çok fırsatı içinde barındırıyor. Bu fırsatlar 10 yıl öncesinde farklı, şimdi farklı ve gelecekte de farklı olacak. Üniversite öğrencisi olarak girişimciliği düşünen arkadaşlar; siz mezun oluncaya kadar muhtemelen şu anki fırsatlar kaçmış olacak ama çok daha büyük fırsatlar sizi bekleyecek. Eğitim döneminizde kendinizi geliştirmek için çaba sarf etmeniz gerekiyor. Bunu ileride yapmayı düşündüğünüz iş ile alakalı şeylerin her aşamasını öğrenip, en az bir aşamasında uzmanlaşmaya çalışarak yapabilirsiniz.

Ben üniversitede okurken başka bir yerde çalışmak yerine kendi iş yerimi kurmayı tercih ettim. Bunda başka birinin emri altında çalışmama motivasyonu yatıyordu. Şimdi olsa, en azından okula başladığım yılları başka yerlerde çalışarak değerlendirirdim. Bir çok tecrübeye bu sayede sahip olabilirdim. Kendi işimi yaparken aynı tecrübeleri daha fazla maliyetle ve daha fazla zamanda elde ettim. Birilerinin yanında çalışmadan, birlikte çalıştırdığın kişinin hissiyatını anlamakta güç.

Sürekli değişen fırsatlardan bahsetmiştim. Ben, şu anda düşük bütçe ile başlayanlar için iki önemli fırsat olduğunu düşünüyorum. Bunlardan ilki içerik. İnternet sektörünü yakından takip edenler son yıllarda Türkiye’de eticaret sitelerinin popülerliğini ve aldıkları yatırımları görmüşlerdir. Hep verilen bir örnek var, bir zamanlar Amerika’da altın arama furyası başlamış. Bu furyada en çok kâr edenler kazma kürek satanlar olmuş. Şu anda mevcut eticaret firmaları veya kar eden firmaların reklam verebilecekleri ve ortak Projeler üretebilecekleri site sayısı çok az. İçerik üretmek için gereken bütçe ise diğer işlere nazaran oldukça düşük. İçerikten kastım sadece web siteleri değil aynı zamanda video  bloglar. Yurtdışında youtube üzerinden milyon dolar kazanan örnekleri görebiliyoruz. Tabiki hangi işi yaparsanız yapın kendinizi çok iyi geliştirmeniz gerekiyor. Cümle kurmasını, karşınızdaki ile iletişim kurmasını bilmeden işinizi ancak bir yere kadar büyütebilirsiniz.

İki büyük fırsat gördüğümü söylemiştim, diğeri de mobil. Yazılım geliştirme ve oyun geliştirme maliyetleri son yıllarda oldukça artmıştı. Akıllı cihazların hayatımıza girmesi ile birlikte bu alanda ciddi fırsatlar oluşmaya başladı. Yazdığınız oyun sevildiği zaman bir anda milyonlarca kişiye ulaşabilme şansı elde edebiliyorsunuz. Ekran ve cihaz kıstasları sebebiyle rekabette tek başınıza veya 2-3 kişilik ekibinizle yer alabiliyorsunuz.

Biz de bu ekosisteme katkı sağlamak ve Türkiye’de daha da büyütmek için indir.com olarak Sina Bey’in de jürileri arasında bulunduğu bir mobil uygulama yarışması düzenliyoruz. Bu yıl şansı kaçırsanız bile gelecek yıl için siz de düşünebilirsiniz. Birinciyi Silikon Vadisi’ne gönderiyoruz ve 20.000TL üzerinde tanıtım imkanı sağlıyoruz. www.indir.com/yarisma adresinden ayrıntılarına göz atabilirsiniz.

Benim anlatacaklarım bu kadar, sorularınız varsa severek yanıtlamaya isterim.

Etkinlik fotoğrafları >

Dipnot: Genellikle soru cevap havasında bir etkinlik olduğu için içeriği kısa tuttum, ayrıntılar sorularla birlikte o bölümlerde geldi.

Posted in Girişimcilik, Kişisel | Etiketler , , , , | 3 Responses